Tarihe Bir Not da Bizden (30 Ağustos 2004)

(?Tarihe Bir Notta Bizden? başlıklı değerlendirme yazısı, 10 Eylül 2004 tarihli ?Yeni Asya? Gazetesinde aynen; 12 Ekim 2004 tarihli ?Vakit? Gazetesinde de bazı bölümleri çıkarılarak yayınlanmıştır.)

TARİHE BİR NOT DA BİZDEN

ASDER İYİ YOLDA

?Adaleti Savunanlar Derneği? (ASDER) Araştırma Kurulunca, Mustafa HACIMUSTAFAOĞULLARI Başkanlığında hazırlanan, Temmuz 2004 tarihinde bastırılarak piyasaya sürülen ?BEN DİSİPLİNSİZ DEĞİLİM? adlı belge niteliğindeki kitap bana ulaştırıldığında oldukça duygulandım.

7-8 yıl önce, dernekleşmek için çırpınan, arayış içinde olan, toplum içinde eriyip kaybolmamak için geçim sıkıntısı ve iş edinme sorunlarını dahi ikinci plana iten, ?REJİM? mağdurları; aradan geçen zaman içinde derneklerini kurmuşlar, her Yüksek Askerî Şûra ?YAŞ? toplantısından sonra Nizamiye kapısı dışına bırakılan kader arkadaşlarına kucak açmışlar, Üniversitelerdeki başörtü mağdurlarına ve benzeri haksızlıklara uğrayanlara destek verenlerin başında yer almışlar ve sayısız derneksel faaliyetlerinin yanı sıra, tarihi belge niteliğinde bir eseri de ortaya çıkararak, varlıklarını ve seslerini topluma duyurma aşamasına ulaşmışlardır.

Başta, Dernek Genel Başkanı Prof. Dr. Sn. Ahmet Alper olmak üzere İstanbul İl Başkanı Prof. Dr. Sn. Nevzat Tarhan?ı, Mustafa Hacımustafaoğulları?nı ve derneğin tüm üyelerini kutlarım.

Bildiğim kadarıyla ?Ben Disiplinsiz Değilim? aynı konuyu işleyen üçüncü kitap. Birincisi, değerli dostum, yazar Rahmi Erdem?in yazdığı ?Mahzun Madalya? 1997 de piyasaya çıktı ve o da yetkili makamlara ulaştırıldı. Olay henüz sıcak iken, daha çoğu kişi tarafından tasfiyenin boyutu anlaşılamamışken, özveri ile hazırlanmış kıymetli bir eserdi. İkincisi, yine değerli dostum, bilim adamı Prof Dr Ahmet Alper?in önderliğinde ASDER tarafından hazırlanan ve işin hukukî yönünü işleyen ?YAŞ Kararları ve Hukuk Devleti? adlı eser oldu. Üç eserin hazırlayıcılarından da Allah (cc) razı olsun.

HAKSIZLIĞA BEN DE İTİRAZ ETMİŞTİM

Bu siteye ?Bu Kıyımı Durdurun? başlığı ile yerleştirdiğim, uyarı niteliğinde tarafımdan hazırlanmış, uzun bir mektubu Ocak 1997 de YAŞ üyelerine göndermiştim. Bu gün yazmak istesem pek az yerini değiştirme ihtiyacı duyacağım, söz konusu mektubun, konu ile ilgili geniş bir tespit ve değerlendirme niteliği taşıdığına inanıyorum. YAŞ mağduru arkadaşlarla ilgili olarak, görevde iken yaşadığım, bazı ibretli anılarımı da, inşallah yazılı hale getirerek, önümüzdeki günlerde siteme yerleştirmek istiyorum.

CİDDİ BİR ESER :

?Ben Disiplinsiz Değilim? ferdî mağduriyetlere, Milletin göz ardı edemeyeceği önemli bir toplumsal sorun niteliği kazandıran fevkalade ciddi bir eser olmuştur. 28 arkadaşımızın, ağırbaşlı ve kendilerine yaraşan vakur bir üslûp ile yazılmış hikayeleri, olayı araştıranları, konuyu daha dikkatli değerlendirmeye sevk edecek ciddi bir eser olmuş. Bu dönemin Silahlı Kuvvetler tarihini yazacak tarafsız tarihçiler bu kitaptan çok yararlanacaklar. Anlaşıldığı kadarıyla da arkası gelecek.

MAKUL VE MASUM BİR İSTEK :

Demek ki tasfiye edilen yetişmiş insan sayısı 900?ü aşmış. Ciddi bir rakam.

Kitabın kahramanlarının ortak iddia ve isteklerinin :

  • Disiplinsiz değilim,
  • Tasfiyenin gerçek sebebinin :
    • Kişilerin namaz kılması
    • Eşlerinin başlarının örtülü olması
  • Yargılanmak istiyorum. Şeklinde birleştirilebilir.

Bundan daha makul, daha masum ve daha meşru istek olabilir mi?

MESELE DİSİPLİNLİ-DİSİPLİNSİZ MESELESİ DEĞİLDİR

Bu arkadaşlardan bir çoğunu ben de onlar da görevdeyken, bir çoğunu da ben ve onlar muvazzaf görevden ayrıldıktan sonra tanıdım. 1995-1996 Aralık Şûralarında işleme tabi tutulan kişilerden 20?si benim üç yıl Komutanlık yaptığım Tugayda görev yapmışlardı.

Bu arkadaşları yakinen tanıyorum. Emrimdeki en çalışkan, en disiplinli, vazifesine en çok bağlı, sağlam karakterli, Devletini ve Milletini seven, Cumhuriyetin temel ilkelerine bağlı personelimin başında gelen Sb. ve Astsb.lardı. Emsallerine örnek gösterilebilecek, birliğin lokomotifi niteliğine sahip kişilerdi. Birlikleri disiplinli, eğitimli ve bakımlı idi. İşlerini takip ve kontrole ihtiyaç göstermeden yapan ve güvenilebilen kişilerdi. Çoğu başka amirleri tarafından da her görevinde örnek gösterilmiş, şahsî dosyaları taktir ve teşekkürle dolu kişilerdi. Hemen tamamının amirinden alınmış disiplin cezası dahi yoktu. Ortak yanları, iman ve ameli ile samimî birer Müslüman olmaları, bazılarının da eşlerinin, inançlarının gereği giyinmeleri idi. Bu nitelikleri de, alenen sergilendiği için değil, gayret edilirse ve yaşantıları mercek altına alındığı zaman anlaşılabilirdi.

Tasfiye edilenleri de tanıyorum, edenleri de.

Mesele disiplinli - disiplinsiz meselesi değildir.

Meselenin Milletimiz ve Devletimiz için daha değişik ve ciddi boyutu bulunmaktadır.

Yanlışı olanlar tasfiye edilenler değil, tasfiye edenlerdir.

İRTİCA SAFSATASI

Savaş eğitimi görmüş, açık gizli muharebe ve mukavemet faaliyetlerini kuramsal ve fiili alanda meleke haline getirmiş, her kuvvetten, her sınıftan, her meslekten her rütbe ve yaştan 1000?e yakın insanı; sadece kuşku duyduğunuz, indî değer yargılarınızla tehlike olarak değerlendirdiğiniz , potansiyel tehdit olarak vehmettiğiniz , hiçbir yasada yazılı bir suç isnat edemediğiniz halde, suçluymuş gibi görüp gösterdiğiniz; sonrada kendinizi hem kanun koyucu, hem yargıç hem de icracı yerine koyarak, savunma ve hatta suçunun ne olduğunu öğrenme hakkı dahi vermeden; silahını-teçhizatını, unvanını- makamını, maaşını-özlük haklarını , kimliğini-itibarını, bir anda ve ansızın, derisini yüzer gibi üzerinden sıyırıp alarak nizamiyenin önüne koyacaksınız; bunca insanın hayallerini maddi ve manevî dünyasını alt üst edecek, ailesi ve çoluk çocuğu ile bunalıma iteceksiniz; ayrıca da özel resmî kurum ve kuruluşlarda istihdam edilmelerini de zecrî tedbirlerle önleyeceksiniz; bütün bu yapılanlara ve bu şahısların özel yeteneklerine rağmen, aradan on yıla yakın süre geçecek, bu insanları hiç bir toplumsal suç organizasyonunun içinde göremeyeceksiniz.

Halbuki, bu insanlar kötü ve gerçekten potansiyel tehdit unsuru olsalardı, yetenekleri itibariyle; şimdiye kadar en azından, her birinin neferliğini yaptığı bir tabur oluştururlardı; daha da beteri, PKK?nın 10 misli gücünde bir örgütle Devletin karşısına çıkarlardı.

Bu insanlar gösterilmek istenildiği gibi Devlet ve Rejim için tehdit olsalardı ve isteselerdi; örtü mağduru olarak üniversitelere sokmadığınız öğrencileri, yeşil sermaye deyip batırmaya çalıştığınız müteşebbisleri, şeraitçi-tarikatçı damgası vurarak kapattırdığınız eğitim kurumlarındaki öğretmen ve öğrencileri, imam hatip liselileri, mürteci diye tanıttığınız dindar insanları ve kamu kurum ve kuruluşlarından tasfiye ettiğiniz memurları örgütlerlerdi de devlet içinden yeni bir devlet çıkarabilirlerdi.

Ama onlar, yasal platformdan hiç ayrılmadan, adalet arıyorlar. Yargılanmak istiyorlar. Ordum, Milletim ve Devletim diyorlar. Çabalıyorlar, durumlarını anlatmak için kitaplar yazıyorlar, derneksel faaliyetler yürütüyorlar. Kendilerine bu muameleyi reva görenlere hınç bile duymuyorlar. ?Vallahû azizün züntikam? diyerek meselelerini yaratıcıya havale ediyorlar. İrtica yaygarası başlayalı 10 yıl oldu. Yok böyle bir şey. Buna inananlar uyansınlar. Gerçek tehdidin ne olduğunu anlamaya çalışsınlar.

ONLAR DİSİPLİNSİZ DEĞİL

Yok beyler ve ey Millet! Vallahi bunlar disiplinsiz değildir. Devlete ve rejime tehdit de değiller. Bunlar, pırlantadırlar, Milletin has evlâtlarıdır. Onlar sadece kimseye zarar vermeden, inançlarını yaşamak isteyen, sağdan-soldan gelen akımlara göre eğilip bükülmeden doğru bildikleri istikamette ilerlemek istiyorlar. Siz onların üzerine atılan çamura değil çamur atanlara dikkat edin. Esas bu sıfat kanunsuz emir veren amirlere yaraşır.

Sonuç olarak, örtüleri sebep gösterilerek üniversitelere ve İmam hatip Liselerine alınmayan öğrenciler, üniversitelere girişlerine engeller konulan Meslek Lisesiler, Kamu Kurumlarından ve hatta bazı özel kuruluşlardan çıkarılan memur ve hizmetliler gibi; YAŞ kararları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden tasfiye edilen subay ve astsubaylara haksızlık edilmiştir.

TEHLİKELİ KADROLAŞMAYA DİKKAT

Tasfiye olayının iki boyutu vardır. Birincisi hukuk dışı uygulamalarla mağdur edilen TSK mensuplarının zararlarının telâfi edilmesi; ikincisi ve daha önemlisi ise TSK? daki kadrolaşmadır.

Dinî duyarlığı yüksek personeli, cımbızla çeker gibi alır dışarıya koyarsanız; yeni aldığınız personeli mercek altına alıp, dinî eğitim aldığı konusunda en küçük bir şüphe duyduğunuz ve hatta ailesinde bu özellikleri taşıyan fertlerin bulunduğunu tespit ettiğiniz kişileri bünyesine sokmazsanız; her fırsatta yetkili yetkisiz ağızlardan irtica ile mücadele andı içirirseniz; terfi ve tefeyyüz imkânını irtica ile en iyi mücadele ettiğini ispatlamak isteyenlere tanırsanız; ve bu uygulamaları da yıllarca devam ettirirseniz meydan kime kalır?

Millete yabancı ideoloji ve felsefeler, İslâm dışı din ve inançlar, daha duyup bilmediğimiz nice sapkın fikir ve düşünceler kendilerine uygun ortam bulmaz mı? TSK personeline materyalist düşünce hakim olmaz mı?

Milletin değer yargıları ve inancı ile TSK personelinin değer yargısı arasındaki makas orta vadede iyice açılıp, taban tabana zıt hale dönüşmez mi? O zaman, yani 15-20 sene sonra TSK? nin muvazzaf kadroları Milletin çoğunun değerlerine yabancı hale gelip rejimin, Devletin ve Milletin tepesinde zapt edilmez bir güç haline dönüşmez mi? Millet ile Bürokrasi arasında iktidar (saltanat) mücadelesi sürüp gitmez mi?

BU GİDİŞE DUR DENİLMELİDİR

Bu gidişe dur denilmelidir.

Ordumuzun içinde de, emir-komuta zinciri dışında ayrı bir teşkilâtlanma içine girenler hariç, inanç özgürlüğü tanınmalı ve inançlar korunmalıdır.

TSK?nin ve bürokrasinin rejime ve devlet yönetimine müdahalesi kesin çizgilerle önlenmelidir.

TBMM ve Hükümet TSK?de oluşmakta olan bu kadrolaşmayı mercek altına almalıdır. Millet tercihini seçtiği temsilcilerle belli etmeli, Meclis de Ordumuz dahil bütün icrayı kontrolü altında bulundurmalıdır. Devlet Milletin tercihlerine göre yönetilmelidir.

Mağdurların hakkını aramayan ve TSK?deki kadrolaşmayı araştırıp engelleyici tedbirleri almayan Hükümet ve TBMM?nin tarih önünde sorumlu olacağı bilinmelidir.

ADALETİ SAVUNMAYA DEVAM

Mağdur arkadaşım, omuz omuza görev yaptığın fertlerden oluşan bir kurumda hakkını alamazken; uğruna canını fedaya hazır olduğun Devletinde adaleti bulamazken; içinden çıktığın Milletinden destek ve yardım göremezken; sahip olduğun değerleri ortadan kaldırmak için kılıcını çekmiş bir medeniyetin piyonu durumundaki mahkemelerde mi adaleti bulacaksın? Sen suçlu musun ki sana arka çıksınlar? Onlar kime arka çıkacaklarını bilirler.

İzzetini ve itibarını örseletme! AİHM?den çek davanı! Saflarını biraz daha sıklaştır. Meseleni, bu güne kadar yaptığın gibi, meşru zeminlerden ayrılmadan anlat, kendin ve diğer mağdurlar için ADALETİ SAVUNMAYA devam et. 30 Ağustos 2004

Adnan Tanrıverdi (E.Tuğgeneral)

NOT: "Durdurun Bu Kıyımı" başlıklı yorumu okumak için buraya tıklayarak üye olabilirsiniz

Paylaşmak ister miydiniz?

Submit to DeliciousSubmit to DiggSubmit to FacebookSubmit to Google BookmarksSubmit to StumbleuponSubmit to TechnoratiSubmit to TwitterSubmit to LinkedIn